‘Kimya’ Kategorisi için Arşiv

Atomun Tarihçesi

Cuma, 16 Ekim 2009

yararlibilgiler.net

atomun Tarihçesi

Antik Çağ ve Ortaçağda madde Anlamı ve atom teorisi
insanoğlu en eski çağlardan itibaren maddenin menşeini ve mahiyetini izah etmeğe çalışmıştır. Eskilerde kâinattaki her şeyin bir tek ana maddeden (prensipten) geldiği fikri vardı. Bu sebeple eskilerin ve bu arada bilhassa eski Yunan filozoflarının başlıca çalışmalarını kâinatın sonsuz karışıklığını az sayıda ana maddeyle açıklamak teşkil eder. Eski Yunan ve Avrupa felsefesinin babası olup Yunan Ege Okulunun kurucu su olan Milet’li THALES (MÖ.. 640-546), her şeyin sudan geldiğini farz ediyordu. Şüphesiz Thales’e göre mevcut olan şey, hava, su ve toprak şekillerini alabilmelidir. Thales ana madde olarak suyu almakla, akıcılık özelliğinde kâinatın esas vasfını düşünmüş ve bu vasfın mütemadi şekilde değişmesiyle de maddenin gaz, Sıvı (likid) ve katı (solid) gibi üç ayrı fiziksel halinin meydana gelebileceğini ifade etmek istemiştir. Milet Okulundan ve Thales’in talebesi ANAXIMANDROS’a göre her şeyin menşei olan ana madde müşahhas bir şey olarak düşünülmemelidir; onun bir tek özelliği vardır ki o da sonsuz ve sınırsız oluşudur.

Barit Nedir

Cuma, 16 Ekim 2009

yararlibilgiler.net

Barit Nedir

baritBarit (BaSO4) baryum sülfattan oluşan bir mineraldir. Genellikle beyaz ya da renksizdir , bazen de sarı ve gri olabilir. Baryumun ana kaynağıdır. Işıma yapan şekline bazen Bologna Taşı da denir.

Barit genellikle kireçtaşlarındaki kurşun – çinko damarlarında, sıcak kaynak yataklarında ve hematit cevheriyle birlikte oluşur. Sıklıkla anglesit ve selestit mineralleriyle birlikte bulunur.

Sıvı Nedir

Perşembe, 11 Haziran 2009

yararlibilgiler.net

Sıvı Nedir

Bulunduğu kabın biçimini alabilen ve üstü yatay bir düzlem durumuna gelebilen akışkan cisim, mayi, likit. Moleküllerin bir birlerine göre devinim yapabildikleri, ancak tek türel yapışma kuvvetleri etkisiyle değişmeyen oylumu bulunduğu kabın biçimiyle sınırlanmış, özgün nitelikleri olan evre. Sıvı, Maddenin ana hallerinden biridir. Sıvılar, belli bir şekli olmayan maddelerdir, içine konuldukları kabın şeklini alırlar, akışkandırlar. Sıvı molekülleri, sıvı Hacmi içinde serbest hareket ederler, fakat partiküllerin ortak çekim kabiliyeti, hacmin izin verdiği ölçüdedir.

Mineral Nedir

Cuma, 08 Mayıs 2009

yararlibilgiler.net

Mineral Nedir

Normal Sıcaklıkta doğada katı durumda birtakım Maddelerle karışık veya birleşik olarak bulunan veya kimyasal yollarla elde edilen inorganik madde.

Mineral doğal şekilde oluşan homojen, belirli kimyasal bileşime sahip ve belirli bir kristal öz yapıları olan inorganik kristalleşmiş katı bir cisimdir. Buna göre Minerallerin özelliklerini şöyle sıralayabiliriz:

Madde ve Özelikleri

Çarşamba, 06 Mayıs 2009

yararlibilgiler.net

Madde ve Özelikleri

Kimya
Maddelerin iç yapısını özelliklerini ve maddeler arası ilişkileri inceleyip kanunlaştıran Pozitif bilim dalıdır.

Madde
Kimyanın konusunu madde oluşturur. Kütlesi ve Hacmi olan yani doğada yer kaplayan her şeye madde denir.

Karbon Ondört Metodu

Pazartesi, 16 Şubat 2009

yararlibilgiler.net

Karbon Ondört Metodu

ikinci Dünya Savaşı’nı tâkip eden yıllarda (1949) Amerikalı kimyacı Willard Libby kendisine Nobel ödülü kazandıran bir buluş yaptı. Bu, tarih öncesi zamanla ilgili çalışmalarda dönüm noktası teşkil eden, fakat esas olarak Dünya’nın yaşı konusundaki bilgileri alt–üst eden bir gelişmeydi.

Libby’nin keşfi, bugün “Karbon 14” (veya radyokarbon) tekniği olarak ünlenmiş olan, organik kalıntıların yaşını belirleme metoduydu. Arkeologlar 1950’lerde bu yeni metodu kullanarak ilk tarih öncesi yerleşimlere mutlak yaşlar verdiler. Rusya ve Afrika’daki Neolitik yerlerin yaşı 50 bin yıl civarında belirlenirken, Filistin’deki Eriha şehrinin 11 bin yıl önce kurulmuş ilk insan yerleşimi olduğu ortaya kondu. Hâlen arkeologlar, paleontologlar ve paleoantrepologlar 50 bin yıldan daha genç olan organik malzemelerin (kemik, diş, odun kömürü vs) yaşını belirlemek için karbon 14 tekniğine başvuruyorlar. Peki ama karbon 14 ile yapılan yaş tayinleri ne kadar güvenilirdir? Bu ve diğer yaş tayin metodları bize geçmişle ilgili ne ölçüde sıhhatli bilgi vermektedir?

Karbon 14 metodu
Prensip basittir. Uzaydan gelen kozmik tanecikler yukarı atmosferde bulunan karbondioksit (CO2) gazı moleküllerinden bazılarıyla karşılaşırlar ve bunlardaki yaygın, olağan ve kararlı (radyoaktif olmayan) karbon 12 atomlarını sürekli olarak bombardıman ederler. Karbon 12 atomu yapısına iki nötron alarak radyoaktif özellikteki karbon 14 hâline gelir. Bu sonuncusu hemen bozulmaya (desintegration) başlar ve belli bir süre sonra azot 14 gazına dönüşür. Bu arada karbon 14 ve karbon 12 önce CO2 yoluyla bitkiler (fotosentez), ardından da hayvanlar tarafından asimile edilir ve beslenme zincirine girer. Herhangi bir bitki veya hayvan için, karbon 14 atomunun dünya üstünde tabiî olarak bulunan yaygın ve olağan karbondan (karbon 12) farkı yoktur; canlı her iki atomu da sürekli olarak bünyesine alır ve bunların birbirlerine nisbeti bellidir. Bitki ve hayvan öldüğünde dışarıdan karbon alışı durur. O anda organizmada ölünceye kadar almış olduğu karbon 12 ve radyoaktif karbon 14 bulunmaktadır. Organizmadaki karbon 12 miktarı sabit kalırken, radyoaktif karbon 14 bozulmaya devam ettiğinden karbon 12’ye göre oranı azalır. Yaş tayini için alınan örnekteki karbon 14 miktarını belirlemek için, bir gram karbonda dakikadaki bozulma sayısını hesaplamak gerekir. Karbon 14’ün yarı ömrü 5.700 yıl olarak kabul edildiğinden (yani karbon 14 atomlarının yarısının bozulması için 5.700 yıl geçmesi gerektiğinden) analiz edilen organizmanın ölüm tarihi buradan bulunur. Radyokarbon nisbeten nâdir bulunur; bir bitki veya hayvanın yapısındaki toplam karbon miktarının sadece çok küçük bir kesri radyokarbondur. Yaş tayini için kullanışlı olan bu küçücük kesrin önemi Libby’nin iddiasına göre şuydu: radyokarbonun olağan karbona oranı dünyadaki bütün canlılar için daima aynıydı ve bu kolayca ölçülebilen birşeydi.

Patlayıcı Maddeler

Pazartesi, 16 Şubat 2009

yararlibilgiler.net

Patlayıcı Maddeler

Ani bir reaksiyon vererek ısı ve gaz açığa çikaran maddeler.Patlayıcılar genellikle,tahrip edici ve askeri maksatlar için,aynı zamanda rokete infilak vasıtasıyla hız veren yakıt olarak da kullanılırlar.Kullanışlı bir patlayıcının normal şartlarda taşinması ve muhafazası emin olmalı,az bir ısı ile uyarıldığı an,kolayca reaksiyona geçebilmelidir.Bütün patlayıcılar tehlikeli olup,yüksek eğitim görmüş personel dışındaki kimseler tarafından kullanılamaz ve işleme tabi tutulamazlar.

Bilinen ilk patlayıcı madde olan barutu keşfedenlerin Müslümanlar olduğu arşivlerde geçmektedir.M.S.takriben 1200 yıllarında Arabistanlı Abdullah’ın kitabında,barutun temel maddesi olan potasyum nitrattan bahsedilmektedir.Çinlilerinde bu yüzyılda kullandıkları kara baruttur.Tahmin edildiğine göre bu barutun kullanımı Çin den batıya doğru yayılmış ve 13, yüzyılda da batıda kullanılmaya başlanmıştır.ilk olarak 1320 civarında tabanca patlatıcısı olarak istifade edilmiş 1600′lerde de tahrip edici olarak iş görmüştü.

Modern patlayıcı teknolojisi,1833′te,Fransız kimyageri Henri Braconnot’un nitrik asidi nişasta ile verdiği alev alıcı olan esteri elde etmesiyle başladı.1846′da Alman kimyageri Christian F. Schönbein,selülozu sülfat ve nitrat asidi karışımı ile nitrolayarak kara baruttan iki kat daha tesirli olan nitroselülozu elde etti.

1846′da italyan kimyager Ascanio Sobrero trinitro gliserini elde etti,fakat bunun asıl tahrip için olan kıymetini ise isveçli Alfred B.NOBEL keşfetti.Nobel,trinitro gliserinle toprağı karıştırarak silindir biçimine sokmuş ve dinamiti meydana getirmiştir.1875 yılında da Nobel,buluşlarını ilerleterek tahrip edici jelatini elde etti.

ilaç ve Zehir

Pazartesi, 16 Şubat 2009

yararlibilgiler.net

ilaç ve Zehir

Alkaloitler; Doğal olarak birçok bitki türünde ve yalnızca birkaç hayvanda bulunan, yapısındaki karbon, hidrojen ve azot atomlarının varlığıyla nitelenen organik maddeler sınıfıdır. Alkaloitlerin çok küçük miktarlarının bile insanlar ve hayvanlar üstünde güçlü fizyolojik etkileri vardır. Alkaloitler genellikle baz özelliği gösteren bileşiklerdir; asitleri nötrleştirerek, suda çözünebilen kristalli tuzlar oluştururlar.

Suda çok az, alkol, kloroform ve eter gibi organik çözücülerde ise çok iyi çözünürler. Kimyasal yapıları çok karmaşık olan alkaloitlerin en bilinen örnekleri morfin, striknin, kinin, efedrin ve nikotindir.

Haşhaştan elde edilen ilk alkaloit morfindir. Bu bileşiklerin tıpta geniş bir uygulama alanı olması bu maddelerin tanınmasına ve birleşim yoluyla elde edilmesine yönelik araştırmalara büyük bir atılım sağlamıştır.

Entropi Yasası

Pazartesi, 16 Şubat 2009

yararlibilgiler.net

Entropi Yasası

Termodinamiğin birinci yasası en genel haliyle enerjinin sakınımıdır. Bu yasaya göre evrendeki enerji miktarı sabittir. Toplam enerji şekil değiştirebilir, fakat asla kaybolmaz. Enerji iş yapabilme yeteneğini gösterdiği için, mutlak kapalı bir sistemin sonsuza kadar yaşaması ya da diğer bir deyişle iş yapma yeteneğini sürdürmesi gerekir.

Fakat gerçek bu şekilde değildir. Gerçeği kavrayabilmek için termodinamiğin ikinci yasasına bakmak gerekir. Termodinamiğin ikinci yasası, enerjinin farklı enerji dağılımlarından eşit enerji dağılımına doğru kendiliğinden akma eğiliminde olduğunu söyler. Örneğin bileşik kaplardaki su, kollardaki su seviyesi eşitleninceye kadar hareketine devam eder. Suyun kollar içindeki hareketi bir işin yapıldığını gösterir. Kollardaki su seviyesi eşitlendikten sonra, su artık kendiliğinden hareket etmez ve dolayısıyla da dışarıdan herhangi bir enerji verilmeden bu sistemde iş yapılamaz. Enerjinin düzgün dağılıp dağılmadığı nasıl anlaşılacaktır? Rudolf J. E. Clausius herhangi bir cisimde toplam ısının sıcaklığa oranının enerji dağılımının eşitlenmesinde önemli olduğunu gösterdi ve bu orana entropi ismini verdi. Entropi arttıkça enerji dağılımı da düzgünleşmektedir. Enerji dağılımı düzgünleştikçe iş yapabilme yeteneği azaldığından, entropi aynı zamanda işe dönüştürülemeyen enerjinin de bir ölçümü olmaktadır. ikinci yasaya göre eşitlenmeye doğru eğilim kendiliğinden olduğu için entropi artışı önlenemez.

Kimyasal Gübre

Pazartesi, 16 Şubat 2009

yararlibilgiler.net

Kimyasal Gübre

Bununla birlikte XIX. yüzyılın ilk yarısında et özüyle yaşanabileceğine marnlamıyordu. Günümüzde bunca bollaşan konsantre çorbalar henüz çok enderdi. Temel besin ekmek ve halkın büyük çoğunluğu için tahıllardı. Ekmek yapımı da gelişmemişti. Makinelerle hamur yoğurma tekniği gittikçe yaygınlaşmaktaydı ve fırınlar genellikle odunla ısıtılmakla birlikte kömür de kullanılmaya başlanmıştı.

Buğday ekimine gelince hâlâ eski yöntemle sürdürülüyor ve bu tarım hâlâ bilgisizlik içinde yüzen köylülerin elinde bulunuyordu. Ama yine de Devrim’den bu yana toprak işçisinin hayat şartlarında bir gelişme olmuş, botanikçiler tarım işleriyle yakından ilgilenmeye başlamışlardı. XVIII. yüzyılda “iyi tarımcı” aranıyor, bilim adamları tarım üzerine makaleler yazıyor, kaliteli tohum ve verimli çalışma konuları ciddi şekilde ele alınıyordu.

Henri-Louis Duhamel du Monceau (1700-1782), buğdayı on yıldan fazla saklamanın yolunu bulmuş, ayrıca hayvanların beslenmesi ve ağaçların aşılanması konusunda incelemeler yapmıştı. Abbe Henri Alexandre Tessier (1741-1837), 1776′da buğday çeşitleri üzerinde denemelere girişmişti. 1800′den sonra Alman tarım bilgini Albrecht Taer (1752-1828), tarım tekniğini modernleştirmeye çalışmış. isviçreli Theodore de Saussure (1767-1845), bitkilerde solunum ve beslenme mekanizmasını aydınlatmıştı. Fransız Jean-Baptist Boussingault (1802-1887), toprağın beslenmesi ve gübrelerin rolü üzerinde çalıştı. Böylece bilim, tarım konusuna da eğilerek onu başlı başına bir bilim dalı haline soktu. Fransa’da ilk tarım okulu 1822′de Nancy’de kuruldu. Bunu 1827′de Grignon’daki okul izledi. 1830′da bir Tarım Bakanlığı ve 1848′de Tarım Enstitüsü kuruldu.

Sülfürik Asit

Pazartesi, 16 Şubat 2009

yararlibilgiler.net

Sülfürik Asit

Toprak, insana hayatının iki temeli olan ekmek ve sudan başka gerekli bir maddeyi daha, tuzu da sağlar. Bu maddenin öteden beri beslenmede önemli bir yer tuttuğunu ve uzun zaman tuzdan yoksun kalmanın organizmada ne gibi düzensizliklere yol açtığını biliyoruz. Tuzun, yalnız beslenmede değil toplumsal hayatta da büyük rol oynadığını gösteren olaylar çoktur.

Sözgelişi Fransızcadaki Salaire, ingilizcedeki Salary kelimesini bir göz önüne alalım: Bu kelime Roma lejyonerlerinin ücretlerinin bir kısmını tuz (sel) olarak almalarından gelmektedir. Bu madde gerçekten birçok ülkede para yerine geçiyordu ve en uzak çağlardan beri devletin tekelinde olup birçok yerlerde ‘tuz vergileri’ konmuştu. Tuz, bazen buharlaştırma yoluyla deniz suyundan bazen tuz kayalarından çıkartılır.

XIX. yüzyıla kadar tuz, mutfaklarda ya da et ve balık tuzlama işinde kullanılırdı. Ama Leblanc’ın sodyum karbonatı hammadde olarak kullanmaya başlaması üzerine, yeni doğmakta olan kimya sanayinin temel maddesi haline geldi.

Kimya sanayii böylece Leblanc yönteminin gerektirdiği ikinci elemanı, yani sülfürik asidi de imal etmeye koyuldu. Bu madde Arap simyacıları tarafından bulunmuştu ve Fransa’da Devrim sırasında biliniyordu. Ancak kullanıldığı yerler sınırlıydı. Kemirici bir madde olduğundan, yalnız boyacılıkta yararlanılan bazı maddelerin hazırlanmasında, altın ve gümüşü arıtmada, bazen de organik kalıntıları yok etmekte kullanılmaktaydı. Belli sanayi dallarında kullanılan sülfürik asit içi kurşunla kaplanmış odalarda imal edilirdi. Bu odalarda kükürdü yakarlar ve elde edilen kükürtlü anidriti sudan geçirerek sülfürik asit elde ederlerdi.

Tepkime Çeşitleri Nelerdir

Pazartesi, 16 Şubat 2009

yararlibilgiler.net

Tepkime Çeşitleri Nelerdir

Yanma Tepkimeleri
Yanma hava oksijeniyle (O2) tepkime demektir. 2 çeşit yanma vardır. Yavaş Yanma: Bu tür yanmalarda bir alev yada parlaklık görülmez. Örneğin demirin paslanması, solunum.. Hızlı Yanma : Bu çeşit yanmalarda alev yada parlaklık gözükür ve olay kısa sürer. Örneğin mumun yanması, kağıdın yanması.

Bir element yanarsa oksiti, bir bileşik yanarsa bileşikteki elementlerin ayrı ayrı oksitleri oluşur.

Örnek
C + O2 CO2 H2 + ½ O2 H2O

CS2 + 3O2 CO2 + 2SO2 CO + 1/2O2 CO2

CO2 + O2 Yanmaz. Soygazlar ( He, Ne, Ar, Kr, Xe, Rd) yanmazlar.

Asit Baz Tepkimeleri
Asitlerle bazların tepkimelerinden tuz ve su oluşur.

Asit çözeltisi + Baz çözeltisi Tuz + su

HCl + NaOH NaCl + H2O

2H3PO4 + 3Ca(OH)2 Ca3(PO4)2 + 6H2O

Aktif Metallerin Asit Çözeltileriyle Olan Tepkimeleri: Aktif metaller asit çözeltileriyle tepkimeye girerlerse tuz ve H2 gazı oluşur.

Na + HCl NaCl + 1/2H2 Al + 3HNO3 Al(NO3)3 + 3/2H2

Yarı Soy Metallerin Asitlerle Olan Tepkimeleri : Yarı soy metaller ( Cu, Hg, Ag) Soy metaller ise Au ve Pt dir.

Yarı soy metaller yapısında oksijen bulunan kuvvetli ve derişik asit çözeltileriyle tepkime verirler. Tepkime sonunda tuz, asidin yapısından gelen bir oksit ve su oluşur. Bu tür tepkimelerde H2 gazı oluşmaz.

Cu + 4HNO3 Cu(NO3)2 +2 NO2(g) +2 H2O

2Ag +2 H2SO4 Ag2SO4 + SO2 +2 H2O

Protein Çeşitleri Nelerdir

Pazartesi, 16 Şubat 2009

yararlibilgiler.net

Protein Çeşitleri Nelerdir

Doğada çok çeşitli protein bulunur, canlıların türüne , aynı türün bireylerine, canlının doku ve organlarına göre, bulundurduğu proteinin çeşidi farklılık gösterir. Bir hücrenin yapısında 2000 kadar değişik protein bulunduğu sanılmaktadır. Proteinler , yapılarımdaki maddelere göre basit Proteinler ve bileşik Proteinler olmak üzere iki grupta toplanabilir.

Basit Proteinler
Hidroliz edildiğinde yalnız amino asitlere asit veren proteinlere basit protein denir. Yapılarında amino asit dışında madde bulunmaz. Başlıca basit proteinler şunlardır: Albüminler, globilinler, glütelinler, prolaminler, skleroproteinler, protaminler, histonlar.

Albüminler ve Globülinler
Çok çeşitleri bulunur. Hayvansal ve bitkisel besinlerde yaygındır. Kanda: süt,yumurta,et,tahıl ve kuru baklagil gibi çok çeşitli besinlerde bulunur.

Glütelinler ve prolaminler
Bitkisel besinlerde özellikle tahıllarda bulunurlar. Glütenin denilen protein glütelinler grubuna girer. Glüten ise ; Glütenin ile gliadin denilen proteinin birleşmesinden oluşmuştur.Buğday proteini olan glüten, hamura yapışkanlık ve esneklik kazandırır.Glüteni yetersiz olan tahıl unundan ekmek yapılmaz. Buğday unundan yapılan hamur,su içinde nişastadan arındırılırsa, esnek ve yapışkan bir kitle kalır; bu glütendir. Prolaminler de tahılda bulunan düşük kaliteli proteinlerdir. Mısır proteini olan “zein” ve buğday proteini “gliadin” prolamindir.

Skleroproteinler
Bazıları, bu proteinleri albüminoid ve fibroz proteinler diye de isimlendirir. Bu gruptaki proteinler; saç, kıl, tüy, tırnak, kemik ve kıkırdak gibi koruyucu,destek ve sert dokularda bulunur.Başlıcaları; kollojen, elastin ve keratindir.

Kollojen
Bağdokusu, kemik kıkırdak ve benzerlerinde bulunur.Sıcak suda, sulu asit ve alkalilerle ısıtılınca kollojen jelatine çevrilir.Jelatin suda kolay erir ve yapışkan bir pelte oluşturur. Triptofan ve kükürtlü amino asitler yetersiz olduğundan, kollojen besleyici değeri düşüktür.

Elastin
Akciğer gibi esnek dokularda; keratin ise derinin üst tabakasından, saç ve tırnak gibi kısımlarda bulunur.

Bileşik Proteinler
Bileşik proteinlerin yapılarında proteinlere ek olarak nükleik asit, karbonhidrat ve fosforik asit gibi protein olmayan maddeler bulunur. En önemlileri şunlardır.

Nükleoproteinler
Proteinlerin nükleik asitlerle birleşmesinde oluşmuştur.

Glikoproteinler ve mukoproteinler
Karbonhidratlarla proteinlerin birleşmesinden oluşmuşlardır. Protein olmayan kısım çoğunlukla mukopolisakaritlerdir. Kemik, kıkırdak, bağdoku, kan grubunu oluşturan maddelerde, kanda ve çeşitli dokularda bulunur.

Lipoproteinler
Proteinlerle lipitlerin birleşmesinden oluşmuştur. Hücre zarında ve çekirdeğinde, kanın plazmasında, sütte, yumurta sarısı ve benzerlerinde bulunur.

Fosfoproteinler
Yapısında fosforik asit bulunan proteinlerdir. Balık yumurtası, yumurta ve süt gibi besinlerde bulunur. Süt proteini olan kazein bir fosfoproteindir.

Füzyon Çekirdek Kaynaşması

Pazartesi, 16 Şubat 2009

yararlibilgiler.net

Füzyon Çekirdek Kaynaşması

Hafif elementlerin atom çekirdeklerinin daha ağır bir elementin çekirdeğini oluşturmak üzere birleşmesi. Birleşen çekirdeklerin, küçük atom numaralı elementlerin çekirdekleri olması durumunda, önemli ölçüde enerji açığa çıkar. Çekirdek kaynaşması yoluyla enerji üretimine göre çeşitli üstünlükleri vardır. Çekirdek kaynaşması ürünleri gibi radyoaktif olmadıklarından, çevreye zararlı et kide bulunmazlar.

Ayrıca, çekirdek kaynaşmasında kullanılacak temel yakıt olan döteryum, çekirdek birleşmesinde kullanılan yakıtlara göre daha boldur. Uzman-lar çekirdek kaynaşmasından enerji üretimine ilişkin teknik güçlüklerin aşılması için daha yıllar gerekeceği kanısındadırlar.

Çekirdek kaynaşmaları genel olarak iki türe ayrılır. Birinci türden çekirdek kay-naşmasında, hafif çekirdeklerdeki proton ve nötronlar, yeni bir gruplaşmayla da-ha ağır çekirdeği oluştururlar.

Örneğin, 2 tane döteron (döteryumun, yani hidrojen-2′ nin bir protonla bir nöt-rondan oluşan çekirdeği) kaynaşarak bir helyum-3 çekirdeği oluşturur ve bir nöt-ron açığa çıkar. Ya da yine 2 tane döteron kaynaşarak bir triton (trityumun, yani hidrojen-3′ ün bir protonla 2 nötrondan oluşan çekirdeği) oluşturur ve 1 proton açığa çıkar. Bu tepkimelerin birincisinde 3,3 milyon elektron volt (MeV), ikinci-sinde ise 4 MeV’ luk bir nerji açığa çıkar. Bu 1 gr döteryumdaki çekirdeklerin tümünün kaynaşarak helyum-3 oluşturması durumunda ortaya çıkacak enerjinin 22.000 kW-sa dolayında olacağı anlamına gelir. ikinci türden çekirdek kaynaş-masında protonlar ile nötronların birbirlerine dönüşmesi söz konusudur. Bu tür-den tepkimeye örnek olarak 2 hidrojen çekirdeğinin (bir başka deyişle 2 proto-nun) kaynaşarak bir döteryum çekirdeği oluşturması ve bir pozitron (pozitif elektron) ile bir nötrinonun açığa çıkmasıdır. Burada, tepkimeye giren protonlardan bir tanesi nötrona dönüşürken, bir pozitron ile nötrino oluşmaktadır. Kaynaşma tepkimesi ancak iki çekirdeğin, birbirlerine, aralarındaki uzaklık 10 cm olacak kadar yaklaşmasıyla gerçekleşebilir.

Çok kısa erimli olan çekirdek kuvvetlerinin her ikisi de pozitif yüklü olan çekirdekler arasındaki elektrostatik itme kuvvetini yenebilmesi ancak böylece olanaklı olur. Bu itme kuvvetinin çekirdeklerin birbirlerine yaklaşmalarını engellemedeki etkinliği nedeniyle, denetimli çekirdek kay-naşması, ancak elektriksel yükü en küçük olan döteryum ve trityum çekirdekleri için söz konusudur. Denetimli ısı veren kaynaşma tepkimeleri döteryumdan ya da döteryum-trityum karışımından oluşan bir plazmayı (pozitif yüklü çekirdekler ile elektronlardan oluşan gaz) milyonlarca Kelvin dereceli bir sıcaklığa yükselt-mekle gerçekleştirilebilir.Böylesine yüksek bir sıcaklıkta plazma, kendisini oluş-turan parçacıkların ısıl enerjisiyle tepkimeye girer. Bu enerji, tepkimenin kendi kendine sürmesini sağlamaya yeterlidir ve bu tepkimeden elektrik enerjisi elde edilir. Böyle bir zincirleme tepkimenin oluşabilmesi için, tepkimeye giren sistemin kapalı bir hacimde sınırlanması gereklidir ; ama böylesine yüksek sıcaklıklara dayanıklı bir yapı malzemesi bugüne değin geliştirilememiştir. 1989′ da, elektrokimyasal bir pil içinde düşük sıcaklık ve basınç koşullarında çekirdek kaynaşması tepkimesinin gerçekleştirildiği öne sürülmüş, ama soğuk füzyon olarak adlandırılan bu olgu, henüz kanıtlanamayan bir iddia olarak kalmıştır.

Çekirdek Reksiyonlarıyla Kimyasal Reaksiyonlar Arasındaki Temel Farklar

Çekirdek reaksiyonlarında çok büyük miktarda enerji çıkar.

Kimyasal reaksiyonlarda ortamdan ısı alır veya verir.
Maddenin kimyasal haline bağlıdır.
Maddenin fiziksel haline bağlıdır.
Füzyon tepkimelerini başlatmak için yüksek enerji gerekirken, fisyon tepkimeleri için böyle bir ihtiyaç yoktur.
Ekzotermik tepkimeleri genellikle kendiliğinden gerçekleşen tepkimelerdir. Endotermik tepkimeler dışardan ısı alarak gerçekleşen tepkimelerdir.
Fisyon ve füzyon gerçekleştiği ortama enerji verir.
Ekzotermik gerçekleştiği kabın sıcaklığını arttırırken, endotermik sıcaklığını azaltır.
Füzyon tepkimesinin aktifleşme enerjisi > Fisyon tepkimesinin aktifleşme enerjisi
Endotermik tepkimenin ileri aktifleşme enerjisi > Ekzotermik tepkimenin geri aktifleşme enerjisi.