Bebekler Geceleri Neden Sık Uyanır
Üç aylık bebeğiniz geceleri devamlı olarak uyanıyor ve...
Psikosomatik Hastalıklar
“Soma” vücut, beden anlamına gelir. “Psikosomatik” psikolojik...
Bitkisel Zayıflama
Obezite
Besinlerle alınan eneji miktarının, metobolizma ve fiziksel aktiv...
Diş Gıcırdatma
Geceleri uyurken dişlerimi fazlasıyla gıcırdatıyorum.Uyandığımda çenem...

Bağışıklık Sistemi
insan vücudu, hastalıklara karşı bir savunma sistemi ile donatılmıştır ve bu yüzden de kendi kendini iyileştirme yeteneğine sahiptir. Hastalığa yol açan maddeler tarafından uyarıldığında bu Sistem hemen harekete geçer. Bu bazen adaptasyon tepkisi olarak adlandırılır. Sistem, yabancı olarak algıladığı bir Mikroorganizma ile karşılaştığında, belirli hücreler bundan kurtulmak için savaşm Aya başlar.
Aşılama bağışıklık kazanmanın suni şeklidir. işlemden geçirilmiş ya da ölü organizma aşı içinde vücuda enjekte edilir. Her gelişmiş sistemde olduğu gibi,sistem kötü işlediğinde sonuçlar ciddidir.
Bağışıklık Sisteminde Dengeyi Korumak
Bağışıklık sistemini dengede tutmak önemlidir. Güçsüz bağışıklık sistemi gibi aktif olan sistemde sorun oluşturabilir. Bağışıklık sistemini dengede tutmak için anti-oksidan mikro besin maddeleri sağlayabilir. Dengede tutmak için ilk önce C ve E vitamini betakaroten ve selenyumun Vücut tarafından alınması çok önemlidir. Bunun dışında taze meyve ve sebze yemeyi ihmal etmemek gerekir.

Kiropratik Nedir
omurga ve sinir sisteminin (ilâçsız ve ameliyatsız) sağlığının korunması için tasarlanan ve tümüyle ellerle yapılan bir tedavi şeklidir. Kiropraktik kelimesi, Yunanca “Chiros” (el) ve “Practicos” (uygulama) kelimelerinden gelmektedir.
Kiropraktik, gerçekte oldukça eski bir uygulamadır. Eski Mısır yazıtlarında kiropraktik tekniklerinin açıklamalarına rastlanmaktadır. Eski Hint, Çin, Babil ve Asur medeniyetlerinde de elle tedaviler uygulanmıştır. Teknik daha sonra unutulmuş ve ortadan kaybolmuştur.
Günümüzde ortaya çıkışı ise, kanadalı Dr. Daniel David Palmer in çalışmalarıyla olmuştur. ilk başarısını, kapıcısı Harvey Lilliard ın sağırlığını boyun omurgasını elle düzelterek elde etmiş, bu ve bunu izleyen başarılarla cesaretlenen Palmer, bu tür tedavilerin anatomik ve fizyolojik temellerini daha derinlemesine inceleyerek bunlardan, kısa zamanda kiropraktik dediğimiz bir felsefe ve tedavi şekli ortaya çıkarmıştır. Palmer den sonra kiropraktik hızla yayılmıştır. Bugün ABD, kanada, Almanya, Fransa, Avusturalya, Yeni Zelanda, Danimarka, isveç ve Norveç de uygulanmaktadır. Kiropraktik dünyada en yaygın olarak tanınan ve yasallaştırılan bir alternatif tıp metodudur.

2010 KPSS Başvuruları Ne Zaman
2010 Kpss Lisans başvuruları 10 Mayıs 2010′da ve 25 Mayıs 2010 tarifinde son buluyor. Kpss ilk başvuracak kişilerin bulunduğu şehirdeki rektörlüklere ve ösym sınav merkezlerine gitmesi gerekmekte. Başvuru yapmadan önce Vakıfbankasına TC numarası ile birlikte sınav parasını yatırması gerekecektir. İlk defa girmeyecek kişiler ise TC numarası ve şifresi ile Ösym’nin http://ais.osym.gov.tr/ adresine giriş yaparak başvuru yapabilecekler.
2010-KPSS Lisans

Ağız Kuruması Nedir
Ağız kuruluğu, oral bölgenin ekolojikdengesinin bozulmasına, buna bağlı diş ve dişeti hastalılarının ortaya çıkmasına, aynı zamanda kişinin yediklerinden ve içtiklerinden tat alamamasına ve bu şekilde kişinin yaşam kalitesinin olumsuz yönde etkilenmesine neden olur.
Ağız kuruluğu, yetersiz tükürük salgısı nedeniyle ağız ortamının nemsiz ve rahatsız durumudur. Son 20 yılda yapılan birçok araştırma, ağız kuruluğunun “xerostomia”nın ve salgılanan tükürük miktarının azalmasının sebebini, tükürük bezinin “hipofonksiyonu” yani normalden daha az kapasite ile çalışması olarak tanımlamaktadır.
Ağız ve genel sağlığın devamlılığı için tükürük miktarının normal seviyede olması önemlidir. Ancak çeşitli sistemik hastalıklar ve kullanılan ilaçlar tükürük miktarını etkiler. Yaş farklılıklarının salgılanan tükürük miktarına güçlü bir etkisi yoktur.Yaşlanmayla birlikte salgılanan tükürük miktarının azalmasının sebebi, genellikle kullanılan ilaçlardır.

Bilgisayarınız için Güvenlik ipuçları
Güçlü şifreler oluşturun
E-mail’inizde , Facebook veya benzeri portallarda kullandığınız şifrelerde mutlaka güçlü şifreler kullanmalısınız. Şifre oluştururken harf/sayı ve @ türü özel sembollerden yararlanmalı ve bu şekilde uzun bir şifre oluşturmalısınız.
Güvenlik programları kullanın
Bilgisayarınızda dosyalarınızın güvenliği için antivirüs yazılımının kurulu olması şart. Bu antivirüs yazılımıyla bilgisayarınızı belirli aralıklarla taramalı ve programınızı sık sık güncellemelisiniz. Keylogger türü programları bilgisayarlara yerleştiren hacker’lar, klavyenizle yazdığınız her şeyi takip edebiliyor ve bu şekilde şifrelerinizi veya yazdığınız diğer metinleri kayıt altına alabiliyor. Bu nedenle bilgisayarınızı sık sık virüslere ve bu gibi malware’lere karşı taramadan geçirmelisiniz
İnternet üzerinden alışveriş
İnternet üzerinden alışveriş yaparken güvenilir siteleri tercih etmeli ve kredi kartı bilgilerinizi güvenmediğiniz sayfalarda paylaşmamalısınız. Ayrıca e-mail’den gelen ve sizden kredi kartı şifrenizi talep eden mail’lere de itibar etmemeniz gerekiyor

Aromaterapi Nedir
Aromaterapi, bitkisel Aroma yağları ile terapi uygulama yöntemidir. Aromaterapi çok eskiye dayanan bir tedavi yöntemidir. Köklerini Hindistan ve Çin uygarlıklarında görebiliriz. Aromaterapi de kullanılan yağlar, bitkilerin kök, çiçek, yaprak vs. bölümlerinden elde edilen saf uçucu yağlardır.
Mısırlılar aroma yağlarını mumyalamada ve ayinlerde kullanmışlardır. Aromaterapi daha sonra Mısır dan Yunan uygarlığına geçmiş, oradan da bütün dünyaya yayılmıştır. Eski zamanlarda aromaterapi bir koruyucu hekimlik sistemi idi. Ama dünyada ilaç sanayii başlayınca ve hazır ucuz ilaç elde edilince, zahmetli olan bu işlemden zamanla vazgeçilmiş ve aromaterapi gündemden kaybolmuştur.
Yüzyılımızın başlarında Fransız Kimyager Doktor Gattefosse, laboratuvarında yaptığı bir deney esnasında kaza ile elini yakmış (gaz lambası ile), o sırada elinde bulunan şişeden dökülen lavanta yağının elini süratle iyileştirdiğini farketmiştir. Daha sonra yaptığı araştırmalar sonucunda yağların, güçlü antiseptik, mikrop öldürücü, iyileştirici, hızlı hücre yenileyici etkilerinin olduğunu saptamıştır. Ayrıca aroma yağlarının kan dolaşımı yardımı ile lenf sistemine ulaştığını ve hücre arası sıvı (extra cellular fluid) yolu ile iyileştirdiğini kanıtlamıştır. Diğer bir Fransız, Dr. Jean Valnet ve Madam Maury da bu konuda iyi araştırma yapan uzmanlar arasındadır. Dr. Jean Valnet, ikinci Dünya Savaşı nda aromaterapiyi, yaraları tedavi etmek ve çabuk iyileştirmek için geniş olarak kullanmıştır. Bir biyokimyacı olan Madam Maury ise konuyu, kozmetik ve gençleşme tedavilerine kadar yaygınlaştırmıştır. Günümüzde Avrupa da, özellikle ingiltere ve Fransa da popülerlik kazanan bu yöntem, zamanla bir yaşam biçimi haline gelmiş bulunmaktadır.

Biyoterapi Nedir
Bugün kullanılan tıbbi tedavi yöntemlerinin yanısıra insanlar, birçok sebeplerden dolayı, (örneğin farmakolojinin aşırılığı), hastalıklarının tedavisi için halk tıbbından da yararlanma arayışlarına girmişlerdir. Bunların içinde özellikle elle tedavi (manual therapy) ve biyoenerji ile tedavi yöntemi, en doğal ve etkili olanıdır.
20. yüzyılın başında Sovyetler Birliğinde, V.i. Behterev ve diğer bazı bilim adamları, insanın bir biyoenerji alanına sahip olduğunu farketmişler, bu konuda araştırmalar yaparak birçok kitap ve makaleler yazmışlardır. Başlangıçta başarıyla sürdürülen bütün bu çalışmalar, bir süre sonra “Marksizm-Leninizm e uygun olmadığı için” yasaklanmış ve açılan fakülteler kapatılmıştır. Dolayısıyla uzun bir zaman biyoenerji ile ilgili hiçbir bilimsel araştırma yapılmamıştır. Hatta basında çıkan biyolojik alan ve bağlantılı olaylarla ilgili makaleler de alay konusu olmuştur.
Bugün ise, bilim adamları ve kamuoyu artık biyolojik alanın varlığını kabul etmektedir. Parapsikoloji ve biyoenerji konularıyla ilgili çalışmalar dünyanın her tarafında yapılmakta ve sonuçları insanların yararına sunulmaktadır. Çok eski doğu kültürlerinde halk doktorları, insan vücudunda “Çi” adı verilen bir enerjinin varlığını keşfetmişlerdir. Bir yaşam enerjisi olan “Çi” nin açıklanması zordur. Çjen-tsü terapisi uzmanlara göre “Çi”, tüm vücut enerjisinin, birleşik fonksiyonudur. Bu enerji alanında sinir merkezleriyle ilgili enerji dağıtım merkezleri de bulunur ki, bunlara “çakra” adı verilir. Bu çakralar bel kemiği boyunca sıralanmıştır. Bugün belkemiği boyunca yerleşik enerji merkezlerindeki (çakralardaki) enerji sirkülasyonunu engelleyen patolojik bozukluklar giderilebilmektedir.

Kinesioloji Nedir
Kinesioloji, “hareket eden kaslardaki enerji akışının kontrolü” demektir. Kinesiolojinin amacı, bedensel enerjileri harekete geçirerek bedensel ve ruhsal dengeyi sağlamaktır. Kollar ve bacaklar gibi kasların rahat test edilebileceği bölgelerde uygulanan baskı ve bedene soru sorma yöntemi ile sağlığımızla ilgili pek çok bilgi edinebilir ve yapmamız gerekenleri de öğrenebiliriz. Kinesioloji, “kiropratik, akupunktur” gibi birçok Batı ve Doğu tekniğini kendi içinde barındırmaktadır. Kinesioloji de kaslar çok önemli bir yer tutar. Çeşitli kas hareketlerinin yardımı ile bedendeki enerji blokajları ortaya çıkartılır.
Felsefesi ve ortaya çıkış öyküsü
Kinesioloji, 1960 lı yıllarda Amerikalı Kripraktör Dr. George Goodheart tarafından geliştirilmiştir. Onun görüşüne göre adalesel denge tüm organların doğru çalışması için önemli bir önkoşuldur. Her adele bir Chakra ve belirli organlarla ilişki halindedir. Dolayısıyla kaslardaki bir yorgunluk bir enerji tıkanmasının belirtisi olabilir ve buna bağlı olarak yorgunluklar, konsantrasyon bozuklukları ve psikosomatik şikayetler belirebilir. Goodheart a göre vücuttaki her adaleye bir de karşı adale karşılık gelir. Buna göre bir adaledeki kasılmaların ve krampların çözülmesi, ancak o adalenin karşı adalesinin güçlendirilmesi ile mümkün olabilmektedir.

Diş eti hastalığı, dişi destekleyen dokuların iltihabı anlamına gelen periodontitir. Dişi değil. dişi çevreleyen dokuları etkileyen bir hastalıktır; çürüksüz dişler bile bu hastalık yüzünden kaybedilebilir.
Priodontitis çoğunlukla kronik seyreden bir hastalıktır, yani ağrı yapmadan seyreder. Bu hastalık var olmasına rağmen bir süre hiç fark edilmeyebilir. Hastalığın belirtilerini fark etmek genellikle zordur.
Belirtileri
• Diş etleri kanıyorsa
• Diş taşları oluşmuşsa
• Diş etleri büyümüşse
• Diş etleri çekilmiş, dişler uzamışsa
• Bazı dişler yer değiştirmiş ve araları açılmışsa
• Dişler sallanıyorsa
• Ağızda kötü bir tat ve kötü bir koku varsa; en kısa zamanda mutlaka bir diş hekimine gidilmelidir.

Postural Drenaj nedir
Postural drenaj yerçekimi yardımıyla bronşlardaki sekresyonun çıkarılmasını kolaylaştıracak spesifik pozisyonlar verilerek yapılır.Sekresyon etkilenen bronşiyollerden bronşa ve trakeaya drene olur ve öksürük ya da aspirasyon yoluyla çıkarılır.Hasta devamlı dik oturduğunda,sekresyon akciğerin alt kısımlarında birikir.Hastaya değişik pozisyon verilerek,yerçekiminin yardımı ile sekresyonların ufak bronşiyol hava yolları ile ana bronşa ve trakeaya hareketi sağlanır.Sekresyon daha sonra öksürük ile çıkarılır.
Postural drenajdan önce hastanın istemlenen bronkodilatör ve mukolitik ilaçları almasının önemi ve bunların sekresyon drenajını kolaylaştırdığı anlatılır.Postural drenaj akciğerin her segmenti için uygulanabilir.Orta ve aşağı lob bronşları,baş aşağı pozisyonda daha etkili drene olmaktadır.

Öksürük ve Çeşitleri
Öksürük solunum yolu hastalıklarında en sık görülen belirtilerden biridir. Solunum yollarına giren yabancı cisimleri ya da içeride oluşan bronş salgısı, balgam, kan gibi patolojik maddeleri dışarı atmaya yönelik bir refleks biçiminde ortaya çıkar. Şiddetli bir soluk vermeyle birlikte gırtlağın kapanmasını sağlayan ses tellerinin kasılmasından oluşur. Göğüs kaslarının bu sıradaki ani kasılmasına karın kasları da eşlik eder. Soluk borusunun içindeki basıncın yükselmesi gırtlağı açılmaya zorlar ve zorlanan gırtlaktaki ses tellerinin titreşimi tipik öksürük sesinin çıkmasına yol açar.Öksürük solunum yollarının herhangi bir bölümünün uyarılmasıyla gelişen bir refleks değildir. Örneğin, akciğer hava keseciklerinin (alveol) duvarı uyarıldığında insan öksürmez. Öksürük öncelikle gırtlak, soluk borusu ve bronşların bir bölümünden kaynaklanır.
Zatürree gibi bir akciğer hastalığında balgam bronşlara ulaşmadıkça öksürük görülmez. Akciğer zarı (plevra) hastalıklarında, örneğin plöre-zideyse inatçı bir öksürük vardır. Solunum yollarında gerçek bir hastalık olmadan da histeri ve ruhsal gerginliğe bağlı, sinirsel öksürük görülebilir.Başlıca iki tip öksürük vardır:

Hiper tansiyon tansiyon yükselmesi
Yüksek tansiyon (hipertansiyon) terimi atardamarlardaki büyük kan basıncının 150 mmHg (mm cıva basıncı), küçük kan basıncının ise 90 mmHg’ye eşit ya da daha yüksek olduğu durumlarda kullanılır. Tansiyonu uzun sürelerle bu değerlerin üstüne çıkan bireylerde beyin, böbrek, kalp ve damar hastalıklarının daha çok görüldüğü ve genellikle tansiyonu normal olanlara oranla yaşam süresinin daha kısa olduğu kanıtlanmıştır.
Büyük kan basıncı (büyük tansiyon) kaç olursa olsun, küçük kan basıncı (küçük tansiyon) 90 mmHg ya da daha yüksekse sistemik yüksek tansiyon söz konusudur ve tedavi edilmesi gerekir. Son istatistiklere göre normalin üst sınırına yakın küçük kan basıncının (85-89 mmHg) bile bir risk etkeni olduğu anlaşılmaktadır.
Küçük (diyastolik) tansiyonun yüksek olmadığı, yani 90 mmHg’nin altında kaldığı, yalnız büyük (sistolik) tansiyonun yükseldiği durumlarda sistolik yüksek tansiyon söz konsudur. 70 yaşın altındaki kişilerde küçük tansiyon 90 mmHg’nin altında kalırken büyük tansiyon 160 mmHg ve daha yüksekse tedavi edilmesi gerekir. 70 yaşın üzerinde tedaviyi başlatacak büyük tansiyon değeri 170 mmHg ve daha üstüdür.

Bebeğin Anne Sütüyle Beslenmesi Nedir
bebeklere, doğar doğmaz anne sütü emzirilmesi gerektiği, özellikle ilk bir saatin asla geçirilmemesinin çok ö nemli olduğu bildirildi.Büyük Anadolu Hastanesi’nden kadın Hastalıkları ve doğum Uzmanı Op. Dr. Hüseyin Akdeniz, hamilelik süresince büyük bir özlem duyarak bebeğini düny Aya getiren annenin bebeğine verebileceği en güzel armağanın anne sütü olduğunu söyledi. Akdeniz, ‘Bunun yanı sıra bebeği anne sütü ile beslemenin en Ekonomik yol olduğunu unutmamak gerekir. Bu sebeplerle bebeğin doğar doğmaz emzirilmeye başlanması gerekir’ dedi.
Doğumdan hemen sonra bebeğin henüz doğum masasından kalkmadan emzirilmeye başlanmasının, anne ile bebek arasında ilk temasın sağlanması açısından uzun süreli ve başarılı bir Emzirme için çok önemli olduğuna dikkat çeken Op. Dr. Hüseyin Akdeniz, ‘Bebeğin en geç bir saat içinde anne memesine verilerek emzirilmenin teşvik edilmesi gereklidir. Bebeğin emmek için en istekli olduğu bu dö Nem geçirilirse Bebekte uzun süre isteksizlik ve emzirmenin başlamasında gecikme görülür. Sezaryanlı annelerin henüz kendilerine tam gelmeden bir başkasının yardımıyla bebeklerini emzirmeleri gerekir’ diye konuştu.

Çalı Kuşu Kitabın Özeti
Feride’nin babası Nizamettin adında bir süvari binbaşısı imiş, annesiyle evlendiğinde Diyarbakır’a gön-dermişler, Diyarbakır’dan Musul’a oradan Bağdat’a oradan Karbela’ya geçmiş sürekli yer değiştirir, bir gittiği yerde iki sene üst üste kalmazmış. Feride iki b Uçuk yaşlarında iken Musul’dalarmış yaz çok sert geçtiğinden babası annesi ve Feride’yi Musul’da bir köye göndermiş.
Feride’nin annesi Güzide adında hasta bir kadınmış. O kadar hastaymış ki Fe-ride’yle ilgilenemiyormuş bile bu yüzden Feride’yi bebeğini kaybetmiş, Fatma adında bir arap kadına vermişler.Feride dört yaşına kadar dadısının yanında kalmış, dört yaşınday-ken Fatma dadısı evlenip gidince çok ağlamış, onun acısını babasının Sakat bir süvari neferi unutturmuş Feride’ye o bakmış.
Babası, annesinin ölmeden önce ailesini görmesini istiyormuş bu yüzden istanbul’a yola çıkmışlar fakat istan-bul’a yetişemeden Beyrut’ta Feride’nin annesi vefat etmiş. Babası Feride’nin istanbul’daki teyzesinden ve büyükanne-sinden çekindiği için kendi istanbul’a gitmemiş ve Feride’yi nefer Hüseyin ile istanbul’a yollamış.